Kripto Para Piyasası

Yükleniyor...
USD/TRY 47,43 ↑ %0,08
EUR/TRY 54,58 ↑ %1,11
GBP/TRY 63,88 ↑ %1,20
BIST 100 13.244,57 ↓ %0,36
Altın (gr) 6.166,93 ↓ %0,53
USD/TRY 47,43 ↑ %0,08
EUR/TRY 54,58 ↑ %1,11
GBP/TRY 63,88 ↑ %1,20
BIST 100 13.244,57 ↓ %0,36
Altın (gr) 6.166,93 ↓ %0,53
USD/TRY 47,43 ↑ %0,08
EUR/TRY 54,58 ↑ %1,11
GBP/TRY 63,88 ↑ %1,20
BIST 100 13.244,57 ↓ %0,36
Altın (gr) 6.166,93 ↓ %0,53
USD/TRY 47,43 ↑ %0,08
EUR/TRY 54,58 ↑ %1,11
GBP/TRY 63,88 ↑ %1,20
BIST 100 13.244,57 ↓ %0,36
Altın (gr) 6.166,93 ↓ %0,53
SON DAKİKA
Gündem

Sosyolog Berrin Yağlıoğlu: Ecdadımızın mezar taşını bile okuyamıyoruz

AKİT ekranlarında yayımlanan Söz Meydanı programında "Ecdadımızın mezar taşını bile okuyamıyoruz" diyen Sosyolog Berrin Yağlıoğlu, Almanca okuyarak derslere hazırlık yaptığını, kendi ecdadının eserlerini okuyamadığı için "dilsiz" hissettiğini söyledi.

Sosyolog Berrin Yağlıoğlu: Ecdadımızın mezar taşını bile okuyamıyoruz
Sosyolog Berrin Yağlıoğlu: Ecdadımızın mezar taşını bile okuyamıyoruz

AKİT TV ekranlarında Gazeteci Sabri Şahsuvar'ın moderatörlüğünde yayımlanan Söz Meydanı programı, dikkati çekti. 

Tarihçi Yazar Prof. Dr. Mustafa Şeker'in katıldığı programda yer alan Sosyolog Berrin Yağlıoğlu, tarihe yönelik fikirlerini belirtirken ecdadın mezar taşındaki kitabeleri okuyamadığı için "canının yandığını" söyledi. 

Viyana Üniversitesi'nde okuduğu sırada Almanca ile eski dönemde yazılmış eserleri okuduğunu ve bu yüzden üzgün olduğunu söyleyen Yağlıoğlu, akademisyenlerin neden halkın içinde olmadığından bahsetti ve sitem etti. 

"LÜGATIMIZ ELİMİZDEN DİREKT ALINDI"

Yağlıoğlu'nun açıklamasının devamında şu ifadeler yer aldı;

 "Mustafa Bey, kavramların kısıtlı olmasından bahsetmiştiniz. Aslında bu kavramların kısıtlı oluşu bizim tarihi bilgeliğe ve irfana sahip olan lügatımızın elimizden direkt olarak bir anda, makasla kesilir gibi kesilmesinden kaynaklıydı.

Yani siz cidden derin bir bilgiyle ve eğitim lisanıyla bizi sorgularken, eksiklerimizi de ifade ederken o bahsettiğiniz eksiklere biz hiç ulaşamamış vaziyette halk olarak, sizden duyarak şaşkın şaşkın gözlerinizin içine bakmaktayız efendim.

"NEDEN BEN ECDADIMIN MEZAR TAŞINDAKİ KİTABELERİ OKUYAMAYACAK KADAR DİLSİZ BİR HAYAT SÜRMEKTEYİM"

Misal ben Viyana Üniversitesi'nde okurken sonradan öğrenmiş olduğum Almancam ile 1000'li yıllarda yazılmış Almanca eserleri okuyarak, kendi derslerime hazırlık yapardım. Ve canım yanardı, ciğerim yanardı.

Çünkü niçin ben kendi ecdadımın 1000'li yılları bırakın, şöyle bir yüzyıl arkaya gittiğim zaman ya da onların bir mezar taşındaki kitabeleri okuyamayacak derecede kör, dilsiz ve sağır bir halde hayat sürmekteydim.

"ÜNİVERSİTELER KENDİ İÇİNDE KALE BABINDA"

"Benim aslında aynı şekilde bir ızdırabım daha bulunmakta, üniversitelerimiz hususunda. Çünkü ilim ve bilim üreten, irfan meclisleri şu anda baktığımız takdirde sosyal yapı içerisinde üniversitelerdir.

Üniversiteler kendi içlerinde bir kale babında, sanki böyle pelerinli insanların yaşadığı, ilmin ve bilimin sadece onlara has olduğu, tıpkı Ortaçağ Avrupa'sındaki Katolikler gibi, o Vatikan gibi.

Halk ise onlara evlatlarını eğer iliştirebilirlerse eğitim sistemi aracılığıyla "Benim evladım da ilme dokundu, ilim kokusu üstüne sindi" diye mutlu olmaya çalışıyor.

Ama Avrupa'ya baktığımızda, günümüz Avrupa'sına, Viyana Üniversitesi'nde her bir fakültenin toplumsal bir projesi yok ise o öğrenci zaten mezun olamıyor.

Eğer bir öğrenci bir anaokuluyla ya da bir ilkokulla, eğer pedagoji babında dile getirmemiz gerekirse, herhangi bir şekilde proje hazırladıysa toplumsal bir proje, o öğrenci niteliği kazanmaya ve mezuniyete doğru yol almaya başlamış oluyor.

"EĞİTİMCİLER NEDEN HALKIN İÇİNDE DEĞİL"

Doçentlerimiz, profesörlerimiz ya da işte öğretim görevlisi şahıslar üniversite ve ev arasında mekik dokumaktalar. Neden halkın içinde değiller? Bahsettiğiniz nice nice profesörler, ordinaryüs profesörler sayıyorsunuz, birçoğunu biz tanımıyoruz.

Neden hep Ankara, İstanbul, İzmir gibi belli memleketlere birikiyorlar? Sanatçılar eserlerini duyurabilmek için turneler düzenlerken neden akademisyenler Anadolu'ya turneler düzenlemiyor? Neden halka dokunmuyor?

Madem bizim lisanımızda biz anlamakta hadi nakıs isek bazı lügatları, bizim dilimizde küçük küçük kitapçıklar şeklinde bize ulaşacak minik eserler halinde gönlümüze neden hitap edilmiyor?

"İSTANBUL'U DOYURAN ANADOLU İNSANI"

Neden direkt olarak yargılanıyoruz biz halk olarak? Anadolu insanı affedersiniz şamar oğlanı şeklinde. İstanbul'u doyuran Anadolu insanı, giydiren Anadolu insanı, fabrikalarda çalışan Anadolu insanı, çiftçi olan Anadolu insanı ama ne hikmetse yine aynı şekilde bir arıza ve de sıkıntı çıktığı zaman öne çekilip de tahkir edilen yine Anadolu insanı.

"BİZ ÖNCE ALLAH'I SONRA PEYGAMBERİ SONRA DEVLETİ TANIRIZ"

Galiba efendiliğimizden ve sustuğumuzdan ötürü ilginç bir şekilde adap ve muaşeretimizi bozmadan devletimize olan ölümüne bir itaatten kaynaklanan bir düstur bu. Çünkü biz önce Allah'ı tanır, sonra Peygamber'i, sonra devletimizi tanırız. Devletimizi ise imanımızla ilişkilendirerek imanımızın sevgisini, imanımızın kuvvetini devlet sevgisine bağlarız.

Bu sebepten dolayı da siz bizi ne kadar şamarlarsanız şamarlayın bizden ses çıkmıyor. Lakin bir savaş çıktığı anda Türkler ve Türkmenleri bulursunuz saf saf dizilmiş.

Ve Türkmen anaları görürsünüz arkasında evlatlarının her bir ihtiyacını giderebilmek babında cephede olsun, mutfakta olsun, tarlada olsun, dağda olsun, bayırda olsun. Nene Hatunlar bizden o sebepten dolayı çıkmakta.

Siz öğrettiniz de biz öğrenmedik mi? Siz bizi muhatap aldınız, siz bizi gönlünüzle, aklınızla bizi indirgediğiniz elinizdeki ilmi de biz reddettik mi? Hayır, değil.

"AVRUPA'DAKİ ÜNİVERSİTE TARZINI TALEP EDİYORUM"

Hakkınızı helal edin, ben rica ediyorum Avrupa'daki üniversite tarzının Türkiye'de de olmasını istiyorum, talep ediyorum bir vatandaş olarak. Çünkü Avrupa'da üniversiteler önünde hiçbir şekilde güvenlik memurları yok.

Çok ilginç geldi bana, Viyana Üniversitesi'nde okurken kapısından geçen herhangi bir şekilde evsiz insanlar dahi, yaşlı insanlar kahve içmek için girerlerdi ya da herhangi bir şekilde bir amfide ders dinleyebilirlerdi.

Kimse sen nereye gidiyorsun demiyor. İlginç, çok garip bir şey. Üniversitenin sistemine giriyorsunuz, o gün ne ders öğretiliyorsa öğreniyorsunuz ve takip ediyorsunuz, ücret de ödemiyorsunuz.

Çok enteresan. Burada ben yüksek lisans için müracaata gideceğim, acaba üniversiteye nasıl girebilirim diye düşünüyorum. Ne enteresan ya! Çok ilginç.

"OSMANLI'DA SELÇUKLU'DA VİZYON VARDI, ŞİMDİ YOK MU"

Dediniz ki önceden bir misyon vardı hani Osmanlı'da, Selçuklu'da. Şimdi yok mu? Cumhurbaşkanımız Kızıl Elma adında her yıl bir vizyon ve misyon silsilesi yayınlamıyor mu? Yayınlıyor. Tek tek izah etmiyor mu? Ediyor. Peki halk bunu acaba indirgeyebiliyor mu, kavrayabiliyor mu?

Bunun alt seviyede sosyal yaşam içerisinde küçük kılcal damarlar vaziyetinde acaba bunun çalışması yapılabiliyor mu akademisyenleriyle, akıl hocalarıyla, aksakallarıyla, muhtarlarıyla, ozanlarıyla, sanatçılarıyla vesaire vesaire.

Ama Osmanlı'ya baktığımız zaman vizyonu ve misyonu İ'lâ-yi Kelimetullah'tı, tamam cidden öyle, haklısınız. Lakin halkıyla bütünleşerek yapıyordu. Nasıl yapıyordu? Sürekli fetihler silsilesi vardı ve halktan oluşan düzenli bir şekilde değişken bir vaziyette halkıyla savaş tebaaları oluşturuluyordu.

Mesela ben Yörüğüm. Yörükler neydi? Direkt olarak yeni fethedilmiş mekanların uç beylikleriyiz bizler. Orayı Müslümanlaştıran, İslamlaştıran, orada direkt olarak göğsünü devletine siper eden insanlarız bizler.

Şimdi Yörük dediğiniz zaman tarifini bile yapamıyorlar. Türkmen dediğiniz zaman Türkmen'in ne olduğunu ilginç bir vaziyette yarım saat konuşarak karşıyı ikna etmeye çalışıyoruz. Arkadaş bu devletin köküyüz, kütüğüyüz, kanıyız, canıyız.

"DEVLET HALKIYLA ORTAK ÇALIŞMALAR YÜRÜTMELİ"

 Son cümle. Ve devletimizin ciddi anlamda bu konuda halkıyla bütünleşerek hareket etmeye ihtiyacı vardır.

Nasıl Osmanlı nasıl halkıyla bütünleşerek fetihler silsilesi ya da irfan meclisleri, Ahilik teşkilatları, devletle hamurlanan bir sistem var ise şimdi de aynı şekilde devlet halkıyla ortak çalışmalar yürütmeli.

Ama şimdi bakıyorsunuz devlet yapacak, pişirecek, affedersiniz vatandaşın önüne koyacak, vatandaş böyle bekliyor; "Hazırlansın da önüme gelsin" diye. Böyle bir devlet sistemi olmaz. Teşekkür ediyorum, çok sağ olun."

Kaynak: {Haber Merkezi}

Bu habere tepkini göster

Yorumlar 0

Yorum Yap

Yayınlanmaz
3 + 2 = ?

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!